Mobilya tasarımında bazı çözümler on yıllar boyunca geçerliliğini korur — zigon sehpa bunlardan biri. İlk kez Japon iç mekân tasarımından esinlenilerek Batı'ya taşınan iç içe geçme konsepti, kompakt yaşam alanlarındaki evrensel soruna verilen zarif bir yanıttır: ihtiyaç olduğunda yüzey, olmadığında alan.
Günümüz yaşam biçimiyle bu çözüm daha da anlam kazanıyor. Şehir dairelerinin küçülmesi, çok işlevli mekânların yaygınlaşması ve esnek mobilyaya olan talebin artması — bunların hepsi zigon sehpanın güncelliğini korumasını sağlıyor. Üstelik modern tasarım diliyle buluştuğunda — ceviz ton ahşap, titanyum kaplama metal, beyaz MDF — bu eski konsept tamamen çağdaş bir kimlik kazanıyor.
Dekoratif kullanım açısından zigon sehpa kapalı konumunda bile güçlü bir nesne olabilir. Tablalar iç içe geçtiğinde oluşan form — farklı yüksekliklerin yarattığı kademe — kendi başına heykelvari bir etki yaratır. Bu nedenle tabla yüzeyleri her zaman dolu olmasına gerek yoktur; sehpanın formu zaten konuşmaktadır.
Açık konumda ise her tabla farklı bir işlev üstlenebilir. Büyük tabla dekoratif düzenleme için — bir kitap, küçük bir bitki, dekoratif tepsi — kullanılırken küçük tabla günlük kullanım yüzeyine dönüşür. Halı ile ilişki de orta sehpayla aynı kurala tabidir: sehpanın büyük tablası halı üzerinde, kanepe ön ayakları da halıya basıyorsa oturma alanı görsel olarak bütünleşir.
Son olarak: zigon sehpa yalnızca oturma odasına özgü değildir. Yatak odası başucunda, çalışma odasında ve hatta balkon köşesinde — tablalar arasındaki yükseklik farkı farklı mekânlarda da aynı esnekliği sunar. Tabrano'nun yan sehpa ve orta sehpa koleksiyonlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, tüm oturma odası sehpa ihtiyacı tutarlı bir dil içinde çözülebilir.